Fasiyal paralizi!

Fasiyal paralizi, sinir hasarı nedeniyle yüz hareketinin kaybıdır. Yüz kaslarınız sarkık veya zayıf görünebilir. Yüzün bir veya iki tarafında olabilir. Fasiyal paralizin yaygın nedenleri arasında şunlar vardır:

Fasiyal sinir enfeksiyonu veya iltihabı

Kafa travması

Baş veya boyun tümörü

İnme

Fasiyal felç aniden ortaya çıkabilir (örneğin, Bell felci durumunda) veya aylar boyunca (baş veya boyun tümörü durumunda) kademeli olarak gerçekleşebilir. Nedene bağlı olarak, felç kısa veya uzun bir süre sürebilir

Bel Felci:

Sıklıkla fasial sinirin(yüz siniri) viral veya bakteriyel bir etken tarafından iltihabı nedeni ile oluşur. Yüz felcinin en sık görülen şekli budur. Yüz kaslarında güçsüzlükle beraber, kulak ağrısı, denge veya işitme bozukluğu da olabilir. Özellikle kulak etrafı veya dış kulak yolunda uçuk benzeri döküntüler görüldüğünde doktorunuza bilgi vermeniz gerekebilir.

İnme

Yüz felcinin daha ciddi bir nedeni inmedir. Yüzdeki kasları kontrol eden sinirler beyinde hasar gördüğünde, felç sırasında fasiyal paralizi oluşur. İnme tipine bağlı olarak, beyin hücrelerinin zarar görmesi, kanama nedeniyle beyin hücrelerinde oksijen eksikliği veya aşırı basınçtan kaynaklanır. Beyin hücreleri her durumda birkaç dakika içinde zarar görür. İnmeye bağlı yüz felci genelde santral tiptedir. Yani hasta göz kaslarını rahatlıkla kullanabilirken, dudak ve yüzün alt kısmında güçsüzlük sözkonusudur.

Diğer nedenleri

Yüz felci veya güçsüzlüğün diğer nedenleri arasında şunlar bulunur:

Kafatası kırığı veya yüz yaralanması

Baş veya boyun tümörü

Orta kulak enfeksiyonu veya diğer kulak hasarı

Lyme hastalığı , insanlara bir kene ısırmasıyla bulaşan bakteriyel bir hastalıktır.

Ramsay-Hunt Sendromu , fasiyal siniri etkileyen viral reaktivasyon

Otoimmün hastalıklar gibi multipl skleroz , beyin ve etkiler, omurilik ve Guillain-Barre sendromu etkiler, sinir sistemini

Doğum bazı bebeklerde geçici yüz felcine neden olabilir. Ancak, bu tür yaralanmalara sahip bebeklerin yüzde 90’ı tedavi olmaksızın tamamen
iyileşmektedir. Ayrıca, Mobius sendromu ve Melkersson-Rosenthal sendromu gibi bazı doğumsal sendromlar nedeniyle doğumda yüz felci de olabilir.

Yüz felci belirtileri nelerdir?

Bel felci

Yüz felci sıklıkla endişe verici olsa da, her zaman bir inme geçirdiğiniz anlamına gelmez. En sık görülen tanı aslında Bell felçidir. Bell felç belirtileri arasında şunlar olabilir:

Bir tarafta yüz felci (Hasta gözlerini sıkı kapatamaz, ıslık çalamaz)

Etkilenen tarafta göz kırpmada azalma

Etkilenen tarafa ağız sarkması

Değişmiş tat duygusu

Konuşma bozukluğu

Kulağın içinde veya arkasında ağrı

Etkilenen tarafta aşırı duyarlılık

Yemek yeme veya içme zorluğu

inme

İnme esnasında da yüz felci gelişebilir. Ancak inmede yüz felcinin yanı sıra ek bulgular da görülür.

Bilinç düzeyinde değişiklikler

Karışıklık

Baş dönmesi

Koordinasyon kaybı

Görünüşte değişiklikler

Vücudunuzun bir tarafında kol veya bacaklarda zayıflık

Yüz felci tanısı nasıl konur?

Tüm belirtilerinizi doktorunuzla konuştuğunuzdan emin olun ve sahip olabileceğiniz diğer hastalık veya rahatsızlıklar hakkında bilgi paylaşın.
Doktorunuz ayrıca kaşınızı kaldırarak, gözlerinizi kapatarak, gülümseyerek ve kaşlarını çatlatarak yüz kaslarınızı hareket ettirmeye çalışmanızı isteyebilir.

Kayseri Nöroloji uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!

Faset hipertrofisi

Doktorların faset adını verdiği yapı, aslında omurga kemikleri arasındaki eklemin adıdır. Bu eklem aynı diz eklemi, kalça eklemi gibi karmaşık yapıda bir eklemdir. Kapsülü, içinde menisküsü, eklem sıvısı da vardır. Kalça ve diz eklemlerinin protezi yapılalı onlarca yıl oldu, bu cihazlar her gün pek çok insana takılıyor; ancak yüksek teknoloji ile hala faset ekleminin protezi yapılamadı, çünkü çok hassas bir yapısı var.

İşte omurgalar arasındaki disk denen kıkırdak yapı zarar görüp te uygun şekilde tedavi edilmeyince; bütün yük faset eklemlerine biniyor ve yıllar içinde bu faset eklemlerinde halk arasında kireçlenme denen tablo ortaya çıkıyor, eklem giderek büyüyor. Sonuçta hareketlerle artan şiddetli bel ağrıları başlayan bu hastaların maalesef platin ameliyatı olmaktan başka çareleri de kalmıyor.

Ankara Beyin Cerrahi uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!

Faset eklem blokajı – faset medial dal blokajı ve rft

Faset eklem blokajı – faset medial dal blokajı ve rft

Omurgayı oluşturan vertebra adını verdiğimiz kemiklerin birbiri ile bağlantısını sağlayan faset ekleminin dejeneratif ve travmatik nedenlere bağlı olarak hasarı, boyun veya belde lokalize veya nadiren bacak ön ve arka yüzüne yayılım gösteren bel ve boyun ağrısının en önemli nedenlerinden biridir. Ağrının nedeni faset eklemler olarak saptandığında faset eklem blokajı ve sonrasında radyofrekans termokoagülasyon (RFT) ile uzun süreli veya kalıcı tedavi sağlanabilir.

İşlemin Uygulanışı

İşlem ameliyathanede görüntüleme (C-kollu skopi) altında yapılmalıdır. İşlemden 4 saat önceden itibaren aç kalmanız gerekmektedir. Ameliyathanede yaşamsal fonksiyonlarınız anestezi uzmanı tarafından takip edilecektir. Damar yolundan ağrı kesici ve sedasyon sağlayıcı ilaç uygulandıktan sonra işlem uygulanmaya başlanır.
Faset eklem blokajı için C-kollu skopi ile eklemler görüntülendikten sonra lokal anesteziyi takiben faset ekleme 10 cm uzunluğunda iğne ile ulaşılır. Lokal anestezik  kortizon uygulanarak işlem bitirilir.

-Faset Eklem içi Enjeksiyon-

Blok sonrası hastanın ağrısında en az %50 ve daha fazla rahatlama beklenir. Lokal anestezik etkisi geçtiğinde hastanın ağrısı tekrar başlayabilir. Eğer kortizon kullanıldıysa 24-48 saat sonra ağrı yeniden azalmaya başlar.
Lokal anestezik uygulamasından sonra hastanın ağrısı istenen düzeyde azaldıysa RFT uygulaması ile uzun süreli rahatlama sağlanabilir. Bu uygulama hemen faset blok sonrası aynı seansta yapılabileceği gibi 1-2 hafta sonra da uygulanabilir. İşlem faset blok enjeksiyonu gibi ameliyathanede uygulanmaktadır. Yine görüntüleme altında giriş yeri belirlenerek özel RF iğneleri ile faset median sinirlere ulaşılarak RFT cihazı ile sinirin ağrı taşıyan lifleri ısı ile hissizleştirilir.

-Faset Medial Dal RFT-

İşlem Öncesi Dikkat Edilmesi Gerekenler:

Sedasyon uygulamaları için işlemden önce 4 saat kadar aç kalınması gerekmektedir.

Tansiyon ilaçları işlem sabahı çok az suyla alınmalıdır. Aspirin® , Coraspin® gibi kan sulandırıcı ilaçlar 1 hafta önceden kesilmelidir.

İşlem Sonrası Yapılması Gerekenler:

İşlem sonrası 1- 2 saat istirahat edilmesi yeterli olur.

Girişimden sonra azalan ağrı şikayeti 4-6 saat içinde tekrar başlayabilir. Bu durum lokal anesteziğin etkisinin ortadan kalkmış olmasından kaynaklanır.

Uzun etkili kortizonun asıl etkisi 48-72 saat içinde tam istenilen düzeye gelir ve ağrı 3-4 gün içinde azalmaya başlar.

RFT uygulamalarında ise 3-4 gün içinde ağrı şikayeti belirgin olarak azalmaya başlar ve 1 hafta-10 gün içersinde rahatlama sağlanır.

Girişim sonrası 2-3 gün beli veya boynu aşırı zorlayacak hareketlerden kaçınılması gerekmektedir.

Ağrı kesici ilaçlar eğer ağrı şikayeti varsa 2-3 gün kullanılabilir

İşlemin Riskleri Nelerdir?
En önemli risk enfeksiyon olmakla birlikte ancak 70-80 bin hastada bir görülebilecek çok nadir bir yan etkidir. Böyle bir durumda antibiyotik tedavi başlanması gerekir. RFT uygulanan hastalarda kalçada ve bacağın üst kısımlarında geçici his kaybı görülebilir. Kullanılan kortizona bağlı olarak vücutta sıvı tutulması ve şeker hastalığı olan hastalarda 1-2 hafta şeker düzeninde bozulma gözlenebilir.

Kimlere Uygulanmaz?

Girişim yerinde veya sistemik enfeksiyonu olanlar

Girişimi istemeyenler

Bursa Anestezi Uzmanı uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!

Faset artropati

Faset eklemleri omur cisminin arka elamanlarını birbirine bağlar. Faset eklemleri vücudun diğer bölgelerindeki eklemlere benzer özellikler içerir. Vücudun diğer eklemlerini oluşturan kemikler gibi faset ekleminin eklem yüzeyi de düzgün bir kıkırdak ile kaplıdır, güçlü bağlardan oluşan kapsül ile çevrilidir ve kayganlığı sağlayan sinovial sıvı içerir. Kalça ve diz eklemi gibi faset eklemi de artritik ve ağrılı olabilir ve bel ağrısına neden olabilir. Omurganın bu bölgesinin dejenerasyonu ve artritine bağlı ağrı ve rahatsızlık faset artropatisi olarak adlandırılır.

Belirtiler
Faset artropatisi olan kişilerin çoğu belinde, dönme ve geriye doğru eğilme esnasında oluşan ağrıdan yakınır. Faset artropatisi ağrısı genellikle, belin belli bir bölgesine lokalizedir ve bel fıtığına bağlı ağrı ve uyuşukluğun aksine bacağa doğru yayılmaz. Bununla birlikte, eğer faset ekleminde artrit gelişir ise, eklemde kemik spurlar (osteofit) gelişir ve bu da sinir köklerine bası oluşturabilir. Bu durum dar kanal oluşmasına katkıda bulunabilir, bu da bacağa yayılan uyuşukluk ve ağrıya ve bacakta kuvvetsizliğe neden olabilir.

Tanı;
Faset artropatisi genellikle tek başına, belirgin bir bel ağrısının nedeni değildir ve bu belirtilerin oluşmasına katkıda bulunan dejeneratif disk hastalığı, omurganı diğer bölgelerinin artriti ve sıklıkla dar kanal gibi diğer rahatsızlıklarla birliktedir. Hafif ve orta derecede lumbar (bel) omurga artriti olan kişilerde bile, Bilgisayarlı Tomografi (BT) ve Manyetik Rezonans Görüntülemede (MRG) faset eklemi dejenerasyonu bulguları olur. Aktif inflamasyonu gösteren kemik sintigrafisi, faset artropatisinin bel ağrısına katkıda bulunup bulunmadığını anlamak için kullanılabilecek bir testtir. Faset eklemlerine steroid ve lokal anestezikten oluşan bir karışım enjekte edildiğinde ağrının belirgin olarak azalması ve yapılan tetkiklerde (sitigrafi, BT, MRG) faset eklem artriti bulgularının olması durumunda belli bir güvenle faset artropatisi tanısı konulabilir.

Tedavi;
Faset artropatiden kaynaklanan ağrı ve diğer belirtileri tedavi etmek için pek çok seçenek vardır. Faset eklem hastalığında verilecek başlangıç tedavisinde, fasette ağrı oluşmasına neden olan hareketten kaçınma, anti-inflamatuar ilaç kullanımı ve germe ve güçlendirme egzersizleri yapılması vardır. Enjeksiyonlar, faset artropatisinde inflamasyon ve sinovitten kaynaklanan ağrı ve rahatsızlığı, geriletmek amacı ile kullanılabilir. Maalesef bu kalıcı bir çözüm değildir ve ağrı birkaç ay sonra tekrarlayabilir. Son zamanlarda geliştirilen ve sinu-vertebral sinir ablasyonu olarak adlandırılan tedavi yönteminde ciltten iğne ile girilerek faset eklemine giden sinir elektrik akımı ile kalıcı olarak yakılmakta ve ağrılarda azalma sağlanmaktadır.
Faset eklemlerinin genişlemesine bağlı olarak sinir köklerinde bası oluşmuş ise, ya da dejeneratif disk hastalığı, spinal instabilite veya dar kanal (spinal stenoz) gibi hastalıklar da var ise ağrının giderilmesi için cerrahi tedavi gereklidir.

İstanbul Ortopedi uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!

Farmakoterapi (ilaç tedavisi)

Ruhsal bozukluklar için tedavi alan insanların bir kısmı psikoterapi ve ilaç tedavisini bir arada alırlar. Bu birleşik tedavi yaklaşımı için ilaç tedavisi yönelimli psikoterapi deyimi kullanılır. Bu tedavi yaklaşımında psikiyatrik tanının konulduğu, uygun tedavinin düzenlenip, ilaç etkilerini gözden geçirmek ve düzelmeyi değerlendirmek için ihtiyaca bağlı olarak düzenli ya da düzensiz aralıklarla psikoterapi ehliyeti olan bir psikiyatri doktorunun hastası ile buluştuğu bir sistemi içerir. Her iki tedavi yöntemi seanslar içine bütünleştirilmiştir ve sinerjik şekilde uygulanır.

Psikiyatride ilaç kullanımının terapiye faydaları:

İlaç kullanımı psikoterapiye ulaşmayı kolaylaştırır, ego işlevlerini psikoterapiye katılma yönünde destekler.

Bilinçdışı materyalin işlenmesini teşvik eder.

Tutumlarda ve beklentilerde pozitif bir etki yaratır.

İlaç tedavisi olan birine terapinin faydaları:

Psikoterapi de ilaç tedavisine uyumu kolaylaştırır.

Tekrarlama ihtimalini önlemeye yarayan yetiler kazandırır.

İlaç ve psikoterapiyi bir arada alan hastaların terapiyi, terapistlerinin kendilerine önerdiği süreden erken sonlandırmamaya dikkat etmeleri gerekir. Çünkü ilaçlar çok etkili olduklarından şikayeti kalmayan kişi terapiye devam etmek istemeyebilir. Tekrarlama yaşamamak için şikayetler kalmasa bile sosyal konuların terapide ele alınması amacıyla psikoterapinin bir süre devam ettirilmesi daha uygun olabilir.

Pek çok çalışma, psikoterapi ve ilaç tedavisinin birlikte verilmesinin tek başına verilmesine göre daha üstün olduğunu, tekrarlama ve hastaneye yatış riskini önemli derecede azalttığını, hastaların yaşam kalitesini arttırdığını göstermektedir. Tek bir tedavi biçimi hastanın yaşamakta olduğu duygusal zorlanmanın, işlevsel olmayan veya kendine zarar verici davranışlarının tümünü hedef almayabilir. Birleşik tedavinin diğer bir kullanım alanı, hastanın şikayetlerinin şiddetli olmasından dolayı tek başına psikoterapi ile bunların ortadan kaldırılmasının mümkün olmadığı, daha hızlı bir klinik iyileşmenin zorunlu olduğu durumlardır. İlaç tedavisinin amacı psikiyatrik bozukluğun dışa vuran tüm belirtilerini silmektir.

İlaç tedavisi mi yoksa psikoterapi mi uygulanacağı ya da birleşik tedavi mi uygulanacağı her hasta için ayrı, bir psikiyatri doktoru tarafından değerlendirilmelidir. Birleşik tedavi kararı alınıyorsa tedaviyi yürütecek ruh sağlığı çalışanı (örneğin aynı zaman aralığında bir doktor, bireysel terapist ve çift olarak da çift terapisti gibi) sayısının sınırı yoktur.

Birleşik tedaviyi birden çok kişinin yürüttüğü durumlarda, ilaç tedavisini bir psikiyatri doktoru (psikiyatri doktoru ile kast edilen, tıp fakültesi mezunu olan tıp doktorudur. Doktora yapmış başka bir üniversite mezunu meslek uzmanı kişi değildir) yürütürken, psikoterapiyi diğer terapistler (terapi ehliyeti olan bir psikiyatri doktoru, klinik masterı yapmış ve terapi ehliyeti olan uzman bir psikolog veya grup terapileri için terapi ehliyeti olan bir sosyal hizmet uzmanı veya psikiyatri hemşiresi olabilir) bireysel, aile veya grup terapisi şeklinde sürdürebilirler.

Tedaviyi birden çok sağlık çalışanın yürüttüğü durumlarda, psikiyatri doktoru klinik karar verici olarak ruh sağlığı ekibi içinde koordinasyonu sağlar, düzenli olarak bilgi alışverişi yapılır. Birleşik tedaviyi aynı şekilde terapi ehliyeti olan bir psikiyatri doktoru tek başına da sürdürebilir. İlaç tedavisi yönelimli psikoterapiyi uygulayan psikiyatr, bir ya da daha fazla psikoanalitik veya psikoterapötik teknik konusunda iyi bir eğitim görmüş olmasının yanında psikofarmakoloji konusunda da kapsamlı bir bilgi sahibi olmalıdır. Tek veya birden çok kişi ile izleme kararına hastanın kendi özelinde karar verilir.

Ruhsal sorunlarla ilgili her türlü teşhisi koymak, tedaviyi planlamak, ilaç ve diğer tedavi yöntemlerinin yanı sıra, uygun görülen psikoterapiyi uygulamak da tamamen psikiyatri uzmanlarının sorumluluğu ve yetkisi içindedir. Başka hiçbir meslek grubunun, bu uygulamaları bağımsız olarak yapma yetkisi yoktur. TC Yasaları ile de bu yetki sadece psikiyatri hekimlerine verilmiştir.

Hastaya uygulanacak tedavinin planlanması ve yürütülen tedavinin değerlendirilmesi tamamıyla psikiyatri doktorunun sorumluluğundadır.
Psikiyatri doktoru, 6 yıllık Tıp fakültesinden mezun olmuş ve ondan sonra 4 yıl psikiyatri ihtisası yapmış uzman doktordur. Aldığı tıp eğitimiyle insanın hem genel hastalıkları hakkında bilgi sahibi olan hem de ruhsal yapısını tanımlama ve gerektiğinde tedavi etme yetki, bilgi ve donanımına sahip olan kişidir. İlaç seçimi ve kullanımı yalnızca tanıya bağlı değildir (google doktorluğu veya ezcane/komşu doktorluğu) ; aynı zaman da hastanın belirtileri ve eş hastalıkları, dahili durumu, yaşam öyküsü, aile öyküsü, fizik muayenesi ve tedavi koşulları da etkilidir. Deneyimli bir doktorun verdiği ilaçlar, o ilacın yazılı prospektüs açıklamasında belirtilmeyen özgül bir uygulamayı yansıtıyor olabilir. İlaç tedavisi için her ilacın kullanım alanlarını, kullanılmaması gereken durumları, ilaçların farmakokinetiğini ve farmakodinamiğini, ilaç etkileşimlerini (yalnızca psikiyatri ilaçları değil, tüm ilaçlar dahil) bilmek gerekir. Bu bilgi, eğitim ve deneyim sadece psikiyatri uzmanlığı ile mümkündür. Psikiyatri dışı hekimler bile genellikle psikiyatri ilaçlarını gereğinden çok kısa ya da çok uzun bir süre için, gereğinden çok düşük ya da çok yüksek doz ile yanlış biçimde yanlış tanı ile kullanma eğiliminde olurlar.

Psikiyatri beyin ile ilgilenen bir tıp dalıdır. Beyin ile ilgili diğer bir tıp dalı da Nörolojidir. Nöroloji epilepsi (sara), serebrovasküler olay (damarsal olaylara bağlı felç), parkinsonizm ve istemsiz hareketler, baş ağrıları, multipl skleroz, kas hastalıkları gibi alanlarda hizmet verir. Ruhsal Rahatsızlıklar nörolojinin ilgi ve uzmanlık alanı değildir.

Psikiyatrinin ilgi alanları ise genel olarak:

Depresyon, Anksiyete (Kaygı) bozukluğu (Panik bozukluk,Yaygın anksiyete bozukluğu, Obsesif kompulsif bozukluk, Sosyal Fobi, Travma sonrası stres bozukluğu), İki uçlu bozukluk (Manik depresif bozukluk, Bipolar bozukluk), Şizofreni, Alkol-madde bağımlılığı, Cinsel işlev bozuklukları, Kişilik bozuklukları, Yeme bozuklukları, Histeri-konversiyon, Hipokondriazis, Tikler, Yaşlılık psikiyatrisi-demans (bunama), Uzun süren yas, Dürtü kontrol bozuklukları gibi alanlardır.

İstanbul Psikiyatri uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!

Farklıyım, farklısın, farklı….

OTİZM

Annecim babacım, öğretmenim, sevdiklerim ben aslında sizi anlıyorum benimle ilgili fikirlerinizi tahmin edebiliyorum ama şunu bilmenizi istiyorum ki BEN EKSİK YA DA HASTA DEĞİLİM… sadece farklıyım senden ondan ya da kardeşimden.

Bir çok yeteneğim var aslında bir çok detayı görebilirim. Sizlerin hiç dikkat etmediği önemsemediği şeyler benim hayatımı kaplıyor olabilir, mesela renkler, sesler, şekiller, ışıklar… Sizlerden farklı düşünüyorum ama beni biraz tanır, biraz bana yönelirseniz aslında yeteneğimin ve üstün olan özelliklerimi görecek ve buda beni rahatlatacaktır. Böylece belki daha size bağlı daha sakin daha sosyal olabilirim.

Bazı huylarım bazı takıntılarım, seslerim seni rahatsız mı ediyor etmesin lütfen çünkü bazen rahatlamam gerekiyor, bana sadece sevgini ver hep yanımda ol beni asla senden ayrı bırakma bana güven emin ol ki bu sevmediğin huylarım da bitecek bir gün… beklide belkideee bitmeyecek ben geleceği planlamakta zorlanıyorum ama şunu biliyorum ki bana sevgini sabrını verirsen ben daha huzurlu daha sağlıklı gelişeceğim.

Aslında en çok ne istiyorum biliyo musun benimle oyna, benimle oynayın. Sizinle oyun aynamak istemiyıor gibi görünebilirim ama değil ben seninle sevdiklerimle oynamak istiyorum ama bana öğret belemeyebilirim çok geç anlayabilirim.

Bana yardım et.

Özrlü, engelli, otistik, deli vb diuyecekler ne olur aldırma çünkü sen üzülürsen ben daha çok üzülürüm sana hissettirmiyorum belki ama sen benim için çook önemlisin ve senin üzülmen senin kederli olman beni daha da geriletiyor ve strese sokuyor.

BİR OTİZMLİ ÇOCUK OLSAM BUNLARI SÖYLERDİM VE BİR UZMAN OALRAK EMİNİK Kİ BUNLARI SÖYLÜYORLAR. LÜTFEN ÖZEL EĞİTİM, TERAPİLER, DOKTORLAR, UZMANLAR BUNUN SONU YOK VE EĞİTİM VE SAĞLIK PROBLEMLERİNİ TABİ Kİ ASLA AKSATMAYACAĞIZ AMA EN ÇOK AMA EN ÇOOOOK ANNE BABAYA İHTİYACI VAR VE ANNE BABA SEVGİSİ, İLGİSİ, OYUNU İLE GELİŞECEKLER……

İstanbul Çocuk Gelişim Uzmanı uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!

Farklılıklarımızın zenginliği

Daha annemizin rahmine düştüğümüz andan itibaren bir gelişimin içine giriyoruz hepimiz. Günbegün gelişen uzuvlarımızla, organlarımızla birlikte annemizin rahminde geçirdiğimiz sürenin sonuna geldiğimizde hepimiz farklı renklerle bezeli olarak dünyaya geliyoruz. Farklı coğrafyalarda, farklı renklerle, farklı dillerle; hayattaki inançlarımız, dinimiz, dünyaya bakış açımız bile farklı oluyor…

Her şeyimizin bu kadar farklı olma ihtimalinin içinde bizi bir yapan en önemli şey insan oluşumuz oluyor. İnsanlığımızın içinde barındırdığımız saygı, sevgi, anlayış, hoşgörü vb erdemler, birlikte yaşarken farklılıklarımızı kabullenmemize ve farklılıklarımızla zenginleşmemize olanak veren yanlarımız oluyor aslında.

Bizi biz yapan her nokta bizim için kıymetliyken karşımızdakini karşımızdaki kişi yapan her noktanın da onun için önemli olduğunu unutmadan yaşamak güzel günlere ulaşmanın en basit yollarından biri değil de nedir? Aslında kendi kıymet verdiğimize dokunulduğunda sesimiz çıkıyorken başkasının kıymet verdiğine dokunulmasına da ses etmemiz gerektiğini ya da fütursuzca bizim dokunmamamız gerektiğini düşünmemiz gerekiyor. Bunu düşündüğümüz noktada insan, bunu düşündüğümüz noktada bir bütün oluyoruz aslında…

Kimimiz yargılıyoruz, eleştiriyoruz, farklılıkları vurgulayıp ayrıştırıyoruz ve bizden olanla yakınlaşıp olmayanı uzaklaştırıyoruz. Peki anne karnından hiçbirini bilmeden, aynı şekilde çıkmışken, ne zaman öğreniyoruz farklılıkları ayrıştırmayı? Ne zaman bizi biz yapan şeyin insan oluşumuz olduğunu, farklılıkların birer detaydan daha öteye gitmediğini ve ne renkte, dilde, dinde, coğrafyada olursak olalım sevgi, saygı, anlayış ile bir bütün olabileceğimizi unutuyoruz?

Aslında çocukken farklılıklara ilgi duyarız hepimiz, dikkatimizi çeker. Belki dokunur, sorar, severiz ama yargılamayız. Yargılamayı görerek öğreniriz aslında. Bir çocuk ailesinde ne görürse onu yapar. Ve bir ebeveyn farklılıklara ne kadar açıksa çocuğu da o kadar açık olur.

Bir çocuğun farklı bir bireye yaklaşımı ebeveyninden ilham alır. O ilhamla hayata dokunuruz hepimiz. Farklı bir ten rengine sahip insanlarla bir araya gelip dünyayı rengarenk yapmak da, sadece kendi rengimizle boyayıp diğer renklerden mahrum bırakmak da; farklı düşüncelere sahip insanlarla dünyaya bakış açımızı genişletmek de, sadece kendi düşüncemizle hayata bakıp düşüncelerimizin yettiği sınırda kalmak da bizim elimizde olan bir şeydir ve tüm bu tercihlerin temelinde ebeveynlerimizin tercihlerinin izleri vardır. Ve bir gün çocuklarımızın tercihlerinde de bizim izlerimiz görülecektir.

Farklılıklarımızla ayrılmadığımızı bilakis zenginleştiğimizi fark ederek ve farklıya yaklaşımımızın sadece bizi değil yaklaştığımız kişiyi de, onun çevresini de ve daha da önemlisi bizim çevremizi de etkilediğini unutmadan yol alabilmek önemlidir…

Kocaeli Psikoloji uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!

Farklılıklarımızı kabullenmek

Artık yağmurda ıslanmayacaksınız; çünkü her biriniz diğeriniz için sığınak olacaksınız.

Artık hiç üşümeyeceksiniz; çünkü her biriniz diğeriniz için sıcaklık olacaksınız.

Artık hiç yalnızlık çekmeyeceksiniz; çünkü her biriniz diğerine yoldaş olacaksınız.

Artık bir bedensiniz; çünkü önünüzde tek hayat var.

Şimdi yuvanıza gidin, birlikteliğinize şahit olacak günlere başlayın.

Yukarıda ki bu küçük metin Kızılderili bir kabilenin evlilik yeminidir.

Evlilikler bu güzel niyetlerle, umutlarla ve güvenle kurulur.

Günümüzde evlilik ya da evlenmek, gözümüzde büyüyen, masraflı, sorumlulukları ağır, bağlayıcı, kısıtlayıcı bir kurum gibi görünmeye başladı.

Bu, belki gevşeyen sosyal ilişkilerimizle ilgili olarak evliliğe fazlaca anlam yüklemekten ya da eşlerle ilgili beklentilerimizin yükselmesinden dolayıdır. Belki de aile içi iletişim becerilerimizde bir zayıflama ve buna bağlı ortaya çıkan stres faktörleriyle başa çıkmakta zorlanmamızla ilgilidir.

Her birimizin çocukluktan beri getirdiğimiz iletişim tarzımız vardır. Sözel ve sözel olmayan iletişim biçimlerimiz birazda bizi biz yapan ögelerdir. Evlilik esnasında bu ögelerde bol miktarda farlılıklar oluğu anlaşılır

İşte bu noktada bu farlılıkları ortadan kaldırma çabası , ilk günden itibaren görev olarak algılanır. Yanlış tam da buradadır. Biz eşimizle böyle özelliklere sahip olduğu için evlenmişken, şimdi neden onu değiştirme çabasına gireriz? Bu farklar ilişkiyi renkli ve dinamik tutarken neden onları silmeye yok etmeye çalışırız? Farlarımızı kabul etmek yenilmek değildir. Farklarımızı kabul etmek, birbirimize inanmak, güvenmek ve birlikte yürümek için el ele vermek, renkli ve yeniliklerle dolu bir dünya oluşturmaktır.

Balıkesir Psikoloji uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!

Farklılıklar mı benzerlikler midir bir arada tutan?

İlişki nedir ?

İlişki kurmak için mutlaka olgun mu olmak gerekir ?

İlişki kurmayı isteyip bir türlü yürütememek neden kaynaklıdır ?

Ben de ilişki kurabilir miyim ?
İlişkide olan insanlar benzer özellikte mi olmalı zıt mı ?
Hem ilişkiyi yürütemiyor hem de ayrılamıyorsanız…

İlişki nedir ?
İlişki kelime anlamıyla temas demektir. Ben konuyu derinleştirerek duygusal temastan bahsedeceğim. Kişilerin güven, bağlılık, tutarlılık, sevgi, saygı,hoşgörü ile ortak paylaşımlarda bulundukları , gönüllük esasıyla kurulan bir yaşantı ürünüdür diye tanımlayabiliriz. İlişki her insanın ihtiyacıdır. Çünkü insan sosyal bir varlıktır. Günümüzde her ne kadar yalnız yaşayan insan sayısı çoğalsa da, bu tamamen ilişkisiz kaldıkları anlamına gelmemektedir. İnsanlar için yalnızlık tercih ettiklerini söyleyenler dahi olsa dayanılması güç bir duygudur. Bu yüzden her insanın bebekliğinden itibaren ölüme kadar ilişki ihtiyacı vardır.

İlişki kurmak için mutlaka olgun mu olmak gerekir ?

Sağlıklı bir insan olgunlaştığında hangi özelliklere sahip olur özelliklerine bakalım:

Kişinin kendisini tanıması, duygu ,düşüncelerinin, dürtülerinin farkında olması,

Farkında olduğu duygu, düşünce ve dürtülerini yerine göre tutmak, ertelemek veya beklemek gibi sabır gösterebilmesi, yeri geldiğinde bu ihtiyaçlarını karşılaması,
Kendini, insanları, doğayı, dünyayı ve evreni anlamaya çalışması , ve bu sayılanlarla barışık olması sevgi , saygı, güven ve şefkat duygularını içten hissedebilmesi,
Haset, açgözlülük, kıskançlık duygularını aşması ve şükran duygusuyla etrafına bakabilen,
Hedefleri olan ,şimdiye kadar yaptıklarıyla gurur duyan, olumsuzluklarını da kabul edip daha iyi nasıl olunabilir mantığıyla fikir üreten,
Dostluk ve aile gibi yakın ilişkilerde güven , bağlılık, sadakat, samimiyet, dürüstlük gibi değerleri yaşayan ve yaşatan,
Yardım etmeyi , paylaşmayı seven, aynı zamanda payına düşeni de alabilen , verebilen ,
Hedefleri olan fakat bu hedeflere giderken bencil davranmayan, empati kurabilen ,
Sert katı kurallar yerine daha naif esnek kurallarla yaşayan,
Uyum sağlayan fakat kendi kişiliğinin sınırları olan
Vefa , merhamet ve vicdanı gelişmiş insanlar olgun insanlardır.
Bu kadar aranan özelliği bir arada okuduktan sonra ne ilişkisi, ah nerde bize böylesi gelmez, böyle adam ya da böyle kadın var da biz mi bulamıyoruz dediğinizi duyar gibiyim .Siz bu özellikleri zihninizin bir köşesine kaydedin, siz olgunlaştıkça kendinizi daha iyi hissedeceksiniz.

İlişki yaşamak için olgun mu olmak gerekir ?

Hayır gerekmez. İlişki yaşandıkça süreç zaten bunu getirmelidir. Hiç ilişki yaşamayan kişi tecrübesizdir diye düşünüyoruz. Halbuki doğup büyüdüğümüz aileilerimiz bizim ilk ilişkilerimizdi. İlk ilişkilerimizde ne gördüysek aile dışında yaşadığımız ilişkilerle öğrendiğimiz , bildiğimiz tarzda ilişkiler geliştiriyoruz. Annesi tarafından sevilen ve onay gören çocuk, başkası tarafından sevilmeyi onay görmeyi ,dövülen, istenmeyen, ya da varlığı görülmemiş çocuk da bildiği şeyleri karşısındakinin uygulamasını bekler. Geçmişlerinin kokusunu duyan kişiler genellikle o ilişkide kalma, onarılmamış şeyleri onarma veya tatlı anıların canlanması gibi o haliyle ilişkiye devam etmek isteyebilirler.

Olgunlaşma ne zaman gereklidir? Nasıl olur?

Olgunlaşma küçük problemlerin büyüdüğü, ilişkinin gerçekleri yerine kişinin kendi problemlerini ilişki problemi gibi yansıttığı ve kişilerin birbirlerini suçlamalarının yoğun olduğu birbirlerini anlamakta zorlandıkları zaman gerekli olduğu anlaşılır. Huzurlu bir çocukluk geçirememiş, fiziksel veya duygusal ihtiyaçları karşılanmamış, bu yüzden psikolojik düğümleri olan kişilerin kendilerini iyi gözlemlemeleri, yanlış anlaşılmalar, duygusal ani çıkışlarda neyi neden yaptığını, nasıl anladığı, nasıl alındığı , kendisine batan ve acıtan şeyin ne olduğunu ilişkideki kişiyle konuşarak içgörü sahibi olabilir. Tabii ki ilişkide olduğu kişi sağlıklı bir psikolojiye sahipse. Zamanında duygusal İhtiyaçları karşılanmayan kişiler bu durumlarda ne kadar durmaya birbirlerine ayna olmaya çalışsalar da kendi ihtiyaçları daha baskın gelebilir. Böyle bir durumda ilişkide gelinen tıkanıklık noktasında, ilişki terapisi veya bireysel psikoterapi ile düğümlerin çözülmesine yardımcı olunabilir.
Bunların dışında öyle zamanlar vardır ki kişilerin idrak etmesine neden olan olaylar yaşanır. Doğal afetler, savaşlar, ölümler gibi. Hayatın bu acı beklenmedik gerçekleri de büyümek ve olgunlaşmak için zemin hazırlayabilir.

İlişki kurmayı isteyip bir türlü yürütememek neden kaynaklıdır ?

İlişki yürümesi için motivasyon kaynağı nelerden alınıyor? Fiziksel beğeni, çekim, heyecanlanma, birbirini dinlemeyi anlamak,saygı….vb. ilişki tıkanmışsa ilişki yürümüyor diye adlandırılır . İletişim kanalları birbirini tutmuyor, motivasyon sağlanamıyordur. Kişilerde değişik benlik algıları olabilir; hak edilmişlik duygusu, daha iyilerini bulabilirim düşüncesi veya kendini küçük gören ve istenilmediği düşüncesi gibi. Çocukluğunda yaşadığı kardeşleri arasındaki konumu, anne babanın tutumları çocuğun kendilik algısını oluşturur. İlişkide olumsuz duygular yaşanmadığı halde, her an geçmişindeki kötü anıları yaşayacağım düşüncesiyle tetikte duran kişi, gün gelir korktuğu şeyle karşılaşır. Bunun adı da ben ilişki yürütemiyorumdur. Eğer ilişki esnasında gerçekler görülebilirse ve kabul edilebilirse,Tıkandığı anlar ilişki içinde çözülmesi için çok sabırlı şekilde durulması ve bize ne oluyor diye dışarıdan bakmaları gerekir. Eğer halledilemiyor ve kurtarılmak isteniyorsa psikoterapiye başvurulabilir.

İlişkide olan insanlar benzer özellikte mi olmalı zıt mı?

Sağlıklı insan duygularını yerinde ve yeterince yaşayan insandır. Bu konuda en önemli şey aşırılığa kaçılmamasıdır. Bu yüzden zıt karakterler eğer aşırı uçlarda değillerse anlaşmaları mümkündür ve sağlıklıdır. Fakat aşırı uçlarda geçindiklerini gördüğümüz çiftler de mevcuttur. Her iki kişi de kendini ifade edebilen, kendi isteklerini yerine getirebilen, hedefleri olan ve kendisiyle barışıklarsa bu konuda problem yoktur. Benzer kişilik özelliklerinde kendini aşırı seven , kendini her zaman en ler arasında hisseden kişilerse sıkıntı yaşamaları muhtemeldir. Her ikisi de benim dediğim olsun deme durumunda sürekli çatışma halinde olabilirler. Orta noktayı bulmaları durumunda çatışma çözülmüş ve problem ortadan kalkmıştır.

Hem ilişkiyi yürütemiyor hem de ayrılamıyorsanız:

Uzun zaman ilişkinin ne olacağı ile ilgili beklemek yerine, hayata dair sizin kendi beklentilerinizi, isteklerinizi, hedeflerinizi belirleyebilirsiniz. Birlikte yapmak istediklerinizi konuşmanız hem sizin netleşmenizi sağlayacaktır hem de ilişkide olduğunuz kişiyi. Netleşmek, ne istediğine karar vermek çok önemlidir. Eğer uyum sağlamanın size zor geleceği bir durum olursa bunu net olarak konuşun yapamayacağınız şeylere sadece uyum sağlamak için evet denmemelidir. Bu kez kişilik sınırlarının aşılması sizi yaralayacak ve bu durum yine ilişkinize yansıyacaktır.
Özetle ; ilişki yaşamak çok zor değil , kendinizi tanıyın , duygu ve düşüncelerinizi anlayın, hayattan ne beklediğinizi netleştirin, uyum sağlamak zor dediğiniz noktada yine bir orta nokta bulmak için bir uzmandan yardım almanız işe yarayacaktır.

İstanbul Psikoloji uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!

Farklılıklar

Diğer çocuklara göre gelişimi daha iyi olan, erken konuşan, sosyal, hareketli çocukların bir kısmı okula başlama ile birlikte tamamen içine kapanabiliyorlar. Bu endişe verici bir durum. Kimi çocuk görerek, kimi işiterek, kimi de hareket ederek daha iyi öğrenebilir. Bazen de dokunarak öğrenmek öğrenme kalitesini arttırır. Eğitim sistemimizin en önemli eksiklerinden biri de çocuklarımızın güçlü olan öğrenme yolu üzerinden değil de standart yöntemler ile çalışılıyor olunması. Öğrenemeyen çocuk yoktur, ona uygun yollar ile ulaşamamış öğretmen vardır.

Öğrenme tarzı, bir insanın bilgiyi nasıl alıp, anlayıp hatırladığını gösterir. Çocuklarımızın kendine özgü bir mizacı ve kişisel özellikleri olduğu gibi öğrenme içinde özel kalıpları ve tercihleri vardır. Bazı çocuklar bir kavramı parçalara bölmeden önce bütün olarak görmeyi tercih ederler. Bazıları da kavramı mantıksal adımlarla öğrenir ve belli kurallar olduğunda daha iyi öğrenir. Bazıları sessiz bir odada daha rahat öğrenirken , başka biri arka planda ses varsa daha iyi öğrenir. Bir kısmı da hareket ederek daha iyi öğrenir, kinestetik çocuklardır bunlar… Yapılan araştırmalar öğrenme stilleri ile uyumlu eğitim alan çocukların çok daha başarılı olduğunu göstermektedir.

Çocuğunuz, daha çok görerek, okuyarak, inceleyerek, resimlere bakarak öğreniyorsa ‘bu görsel’ öğrenmedir.

Eğer öğrenmeyi, açıklamaları işiterek ve bilgi hakkında konuşarak yapıyorsa bu ‘işitsel’ öğrenmedir.

Eğer hareket ile öğreniyor, dokunma gereksinimi duyarak öğreniyorsa ‘kinetik’ (dokunsal) öğreniyordur.

Çocuğunuzun öğrenme stili, aynı parmak izleri gibi kendine özgü ve eşizdir.

İki çeşit zeka; mantıksal- matematik ve dilsel zeka standart zeka testleri ile kolayca tanımlanabiliyor. Fakat diğer yetenekler kağıt kalem testleri ile ortaya çıkarılamıyor.

Bunlar;

Spatial (Mekanik) Zeka: Spatial yeteneğin anlamı, bir nesneyi akıl gözünüzle görüntüleyebilme ve döndürüldüğünde nasıl görüneceğini tahmin edebilmedir.v Bu yeteneğe sahip çocuklar nesneleri, resimleri görüntülemede çok iyidir. Çok ince detayları fark eder bir defa gördüklerini kolayca kopyalayabilirler.

Müzikal Zeka: Müzikal zekası olan bir çocuk ton, ritm ve melodiyi çok güzel taklit eder, böylece bir ya da iki kez duyduğu bir parçayı hemen ezberler.

Bedensel Knestetik Zeka: Bu çocuklar kas hareketlerini düzenler, zerafet ve zamanlama ile hareket ettirebilir. Spor, oyunculuk, tamircilik vb işlerde dikkat çekerler. Sualtı dalma sporunda birkaç olimpiyat madalyası olan Greg Louganis, müthiş bir dikkat ve dokunsal yeteneğe sahipti. Diğer knestetikler gibi o da okumayı öğrenmekte zorlandı. Fakat dalma sporunda çok iyiydi.

Kişisel Zeka:Bir çocuğun küçük yaşlardan itibaren diğer insanların duygularını anlamasını sağlayan iletişim yeteneği çok iyidir. Heyecanlı, isteklidir. Kendisinin ve karşısındakinin duygularını anlama konusunda yeteneklidir.

Tüm bunların farkında olup, çocuklarımızdan ne tür bir başarı beklediğimizin farkında mıyız? Sizlerin başarı beklentiniz ve bunun altında yatan düşünceler, siz fark etmeseniz de çocuğunuzla ilişkinizin temellerini oluşturur.

Çocuğunuzun yaratıcı ve üretken gücünü koruyun. Her çocuk gibi o da doğuştan yaratıcı ve üretken doğmuştur, bu potansiyeli ortaya çıkarmasını destekleyin. Ona önem verin, saygı duyun. Ders başarısı ile yaşam başarısı arasındaki ilişkiyi yeniden değerlendirin. Onun duygu ve düşüncelerine saygı duyun, değerlerinin oluşmasına olanak verin.Ancak bu şekilde yaşamda başarılı olur.

Olumsuzluklarından çok olumlu yönlerine odaklanın, bilgisayarı ya da herhangi bir aleti tamir etmeyi, müzik aleti çalmayı ya da hikaye yazmayı seviyorsa bırakın yapsın. Siz onların bu özelliklerini destekleyin. Kardeşinin sahip olduğu matematik yeteneğine sahip olmayabilir ama mekanik yeteneği ya da tiyatroya ilgisi ve yeteneği olabilir. Bunu güçlendirin. Çocuğunuzun yaptığı işe değer verdiğinizi gösterin. Başarısızlıklar karşısında vazgeçmesine izin vermeyin.Edison’ un elektriği bulmadan önce yüzlerce kez başarısız olduğunu söyleyin. Öğretmeni ile güçlü yönlerini ve bunu okulda nasıl geliştirilebileceği hakkında konuşun.

Çocuğunuz iş yaparken, oynarken, diğerleri ile iletişim halindeyken, problemleri çözerken ve ödev yaparken onu gözlemlemek, güçlü yönlerini fark edebilmenin en kolay yoludur. Tüm çocuklar bir ya da birkaç alanda potansiyelle doğar, araştırmalar göstermiştir ki çocuğun yeteneği gelişsin ya da gelişmesin en belirleyici faktör aile tarafından verilen destektir.

Zeka düzeyi düşük olarak saptanmış, öğrenemez denilen çocukların yaşayabilecekleri olumsuzluklar kadar, yine aynı zeka testleri ile değerlendirilmiş ve çok kolay öğrenir ve başarılı olur denilen üstün yetenekli çocuklar için de bu durumun pozitif engel oluşturmasına izin vermeyelim. Kaldı ki zeka testlerinin zekanın bütün yönlerini ölçemeyeceğini de gözden kaçırmayalım..

Unutmayın..

Çocuklarımızın yaşamı, zekası ile değil, zekasını nasıl kullanabildiği ile güzelleşebilir, anlamlı olabilir.

Samsun Psikoloji uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!